AKARYAKIT SEKTÖRÜNDE SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME

  • 2019-08-01


2008 tarihli Danıştay kararı ve 2009 tarihli Rekabet Kurulu kararının ardından akaryakıt sektöründe önemli değişiklikler yaşandı. Bu değişiklikleri size aktarmadan önce akaryakıt sektöründe taraflar ve tarafların rollerinden biraz bahsetmek istiyoruz.

Akaryakıt sektöründe taşınmaz sahibi malik, dağıtıcı ve bayi adayı olmak üzere 3 taraf bulunmaktadır. Bu konuyu biraz daha açacak olursak taraflar arasında akdedilen ilişkilerin en yaygın olanları şunlardır:

·     Bir yandan malik ile bayi arasında kira veya intifa hakkı sözleşmesi kurulurken, diğer yandan kira hakkını elinde bulunduran bayi adayı ile dağıtıcı firma arasında bayilik veya işletmecilik ilişkisi kurulur. Eğer dağıtıcı ile bayi aynı kişiyse yani bayilik faaliyetini yürüten kimse aynı zamanda akaryakıt istasyonuna sahipse, arsa sahibi malik ile dağıtıcı arasında intifa hakkına ilişkin sözleşme akdedilirse, dağıtıcı ile arsa sahibi malik arasında uzun süreli intifa hakkı ilişkisi kurulduktan sonra taraflar aralarında bayilik sözleşmesini de akdedebilir.


Bir de yaygın kullanılan bir başka anlaşmaya göre; bayilik faaliyetini yürütmek isteyen ancak akaryakıt istasyon sahibi olmayan kimseler arsa sahibi malik ile anlaşarak taşınmazı kiralarlar. Sonra bu kira sözleşmesini tapuya şerh ettirler. Böylece kira hakkını elde eden bayi adayları herhangi bir dağıtıcı firma ile anlaşarak bayilik ilişkisi kurarlar. Daha sonra dağıtıcı, bayi ve malik arasında malikin sahip olduğu taşınmaz üzerinde dağıtıcıya intifa hakkı tanıdığını belirten bir protokol imzalanır.


Son olarak yine kullanımı yaygın olan bir diğer anlaşma ise şöyle; arsa sahibi malik dağıtıcı lehine intifa hakkı ve bayilik ilişkisi tesis ediyor. Ancak akaryakıt istasyonu malik tarafından bayi sıfatıyla işletiliyor. Malik ile dağıtıcı arasındaki sözleşme herhangi bir sebeple sona ererse, malik tarafından belirlenen ve dağıtıcı tarafından da onaylanan 3. bir kişi bayilik faaliyetini devralıyor. Böylece işletme/bayilik hakkı doğrudan 3. bir kişiye kullandırılıyor.

Dolayısıyla dağıtıcılar doğrudan bayilik oluşturmak veya mevcut bayileri devralmak yerine intifa hakkı, kira hakkı gibi ayni haklar tesis etme yoluna gidiyorlar ve bu oran Rekabet Kurulu raporlarına bakıldığında %100’ü buluyor.

15-20 yıl gibi uzun süreler için tesis edilen bu dikey sözleşmeler rekabeti engellediği için ticarette sıkça kullanılan tabiriyle piyasa kapatma etkisi yaratmıştır.

13.05.2008 tarihi itibariyle Danıştay 13. Dairesi de bu hususta içtihat değişikliği yoluna giderek bayilik sözleşmelerini özel hukuk sorunu olarak görmeyi bırakmış ve ‘’…dağıtıcı ile bayi arasında imzalanan intifa sözleşmesi ile bayilik sözleşmesinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.’’ görüşünü savunmaya başlamıştır.

Hemen akabinde Rekabet Kurulu’nun 2002/2 Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğ’ine ilişkin yürürlükten kaldırılan eski hükme göre ‘Alıcının anlaşmaya dayalı faaliyetini gerçekleştirebilmesi için gerekli yatırım tutarının %35’den az olmamak kaydıyla bir kısmının sağlayıcı tarafından karşılanması halinde, alıcıya getirilecek rekabet etmeme yükümlülüğünün süresi, beş yılı aşan kısmı sadece bu yatırımın yapıldığı tesiste yürütülecek faaliyetle sınırlı kalmak kaydıyla, 10 yıla kadar olabilir. Rekabet etmeme yükümlülüğünün bu fıkrada belirtilen süreleri aşacak şekilde zımnen yenilenebileceğinin kararlaştırılması halinde, rekabet etmeme yükümlülüğü belirsiz süreli sayılır. ‘’ denmekteydi ve dağıtıcı ile bayi arasında imzalanan bayilik sözleşmeleri 15-20 yıllık yapıldığı için bu kanun hükmünden muaftı.

Ancak Danıştay’ ın bu hususta 2008 yılında değiştirmiş olduğu içtihatları doğrultusunda Rekabet Kurulu da görüş değiştirerek 12.03.2009 tarihinde yayımladığı bildiri ile bu muafiyet koşullarının kaldırılarak 18.09.2005 öncesi yapılan sözleşmelerin 5 yıllık süresi 18.09.2010 tarihinde son bulmuş, sonraki sözleşmeler ise imza tarihinden itibaren 5 yılın eklenmesiyle bulunacak tarihte sona ereceğini duyurmuştur.

Takdir edersiniz ki, 5 yıl gibi kısa bir dönemde ticari beklentilerin tahmin edilmesi zordur. Bu nedenle 5 yılı aşan döneme tekabül eden kısmın dava yoluyla istenebilmesi mümkün kılındı.

5 yılı aşan sürenin muafiyetten yararlanamaması durumu ise, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunu’nun “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar” başlığını taşıyan 4. maddesine aykırılık teşkil edeceğinden söz konusu işbu maddeye aykırı olan her türlü anlaşma da geçersiz olacaktır. Dolayısıyla geçersiz hale gelen kısım beraberinde sebepsiz zenginleşme konusunu gündeme getirdi.

O halde toparlayacak olursak,18.09.2010 tarihinden önce 15-20 yıl için kurulan sözleşmeler Rekabet Kurulu kararıyla 5 yıla indirilince dağıtıcı tarafından bayiye uzun süreli ilişki için intifa bedeli veya başka adlarla verilen paraların iadesi konusu gündeme geldi. Bu da hukukta sebepsiz zenginleşme davası ile mümkün.

Peki sebepsiz zenginleşme davalarında iadenin kapsamı nedir?

İade kapsamına baktığımızda davalının iyi niyet – kötü niyet durumunun araştırılması gerekir. Davalı zenginleşen iyi niyetliyse, geri isteme anında zenginleştiği kadarını iade ile yükümlüdür ve iyi niyetli olan davalı yaptığı zorunlu ve yararlı giderlerin geri verilmesini de ayrıca talep edebilme hakkını haizdir.

Eğer davalı zenginleşen kötü niyetliyse, tüm kazandırmalardan sorumlu olacaktır.

Ancak zenginleşen kişinin bu zenginleşmesi haklı bir nedene dayanmıyorsa veya gerekli özeni gösterseydi bunu bilecek durumda olsaydı, o zaman hukuk onu kötü niyetli olarak kabul edecekti ve kötü niyet kuralları uygulanacaktı.

Burada bir önemli nokta da şu ki; davacının yani dağıtıcıların dava açma hakkını kesin olarak bilmesi gerektiği gibi, zenginleşen kişinin kimliğini, zenginleşmenin kendisine ait olduğunu ve haksız zenginleşme miktarını bilmesi de şarttır.

Bayiinin iade edeceği miktar ise kıstelyevm usulüne göre geçersiz olduğu kabul edilen sözleşme süresinin toplam sözleşme süresine oranı ile bulunan katsayıya göre belirlenir. Marka ve logoları içeren donanımların bir kısmı da iade kapsamından çıkarılabilir.

Sebepsiz zenginleşme davasında zamanaşımı Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup bu kanunun 82.maddesi gereğince hak sahibinin geri isteme hakkını öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halükarda sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl içinde bu dava açılmalıdır.

Örnek Danıştay Kararları :

T.C.

DANIŞTAY

İDARİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU

E. 2007/2507

K. 2012/1190

T. 19.9.2012

• BAYİLİK SÖZLEŞMESİNİN REKABET HUKUKUNA UYGUNLAŞTIRILMASI ( Rekabet Etmeme Yükümlülüğü Süresinin Belirsiz Olması Halinde İlgili Sözleşmeye Gurup Muafiyetinin Uygulanmayacağı - Grup Muafiyeti Sağlayan Sözleşmeler )

• AKARYAKIT BAYİLİK SÖZLEŞMESİ ( Alıcıya Rekabet Etmeme Yükümlülüğü Öngören İstisnalar Dışında Süresinin Beş Yıldan Fazla Olması Halinde Belirsiz Süreli Sözleşme Haline Geleceğinden Grup Muafiyetinden Yararlanamayacağı - Rekabeti Bozma Engelleme-4054/m. 4

ÖZET : Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.

İstemin Özeti : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 15.1.2007 günlü, E:2006/1287, K:2007/145 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacılar tarafından istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi: Bülent Küfüdür

Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosyanın tekemmül ettiği anlaşıldığından yürütmenin durdurulması istemi görüşülmeyerek dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; davacı şirket ile Shell arasında imzalanmış olan bayilik sözleşmesinin, rekabet hukukuna uygunlaştırmasında ortaya çıkan anlaşmazlığa dair olarak yapılan şikayetin reddine dair 26.1.2006 günlü, 06-04/56-14 Sayılı Rekabet Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay Onüçüncü Dairesinin 15.1.2007 günlü, E:2006/1287, K:2007/145 Sayılı kararıyla; SHELL ve davacı şirketin esas itibarıyla 1992 yılında sağlayıcı-bayi ilişkisine girdikleri bu ilişki içinde davacının, bayiliğin söz konusu olduğu ve mülkiyet sahibi oldukları istasyona dair SHELL ile 20 yıl süreli kira sözleşmesi yaptığı, bunun karşılığında istasyonun işletilmesine dair de 1 yıl süreli olan ancak tarafların feshi ihbarda bulunmaması halinde otomatik olarak uzayan sözleşme yaptıkları, esas itibarıyla davacıların iddialarının, sağlayıcı ve bayisi arasındaki ilişkiyi 2002/2 Sayılı Tebliğin dışına çıkaran, başka bir ifadeyle Kanun'un 4. maddesi kapsamında ihlal oluşturan bir durum teşkil etmediği, nitekim şikayet dilekçesinde yoğunlaşılan noktanın da süreye dair olduğunun görüldüğü, 7.1.2003 tarihinde yenilenmiş olan sözleşmenin süreye dair 30. maddesinin “İşbu İşletme Sözleşmesi 7.1.2003 tarihinde 1 ( bir ) nüsha olarak tanzim edilmiş olup, süresi 5 ( beş ) yıldır. Ancak taraflardan herhangi biri sözleşmenin sona ermesinden bir ay evvel feshi ihbarda bulunmadığı takdirde, işbu sözleşme her seferinde aynı kayıt ve şartlar ile birer sene için uzatılmış olur. Hitamından bir ay evvel fesih edilmeme suretiyle uzatılan anlaşma süresi her şart altında beş yılı aşamaz. İşbu anlaşma 7.1.2008 tarihinde kendiliğinden münfesih olur.” şeklinde düzenlendiği, sözü edilen maddeye bakıldığında otomatik uzamaya dair ibarenin ardından sözleşmenin 7.1.2008'de kendiliğinden münfesih olacağının belirtildiği, başka bir ifadeyle, sözleşmenin yeni halinde sürenin 2002/2 Sayılı Tebliğ'e uygun olarak oluşturulduğunun görüldüğü, davacı tarafından yapılan bir diğer itirazın ise, bu değişikliğin sadece işletme sözleşmesini kapsadığı, uygunluğun sağlanması için kira sözleşmesinin de aynı şekilde değişikliğe uğramasının gerektiği yönünde olduğu, ancak sözleşmenin yenilendikten sonraki halinde, sözleşmeyi 2002/2 Sayılı Tebliğ kapsamı dışına çıkaracak bir hükmün bulunmaması da dikkate alındığında, ortada önaraştırma yapılmasını yada soruşturma açılmasını gerektirecek bir hususun bulunmadığı, bu durumda SHELL ve davacı şirket arasında akdedilmiş olan bayilik sözleşmesinin rekabet hukukuna uygunlaştırmasında ortaya çıkan anlaşmazlığa dair olarak davacı şirketin şikayeti üzerine, şikayete konu işletme sözleşmesinde sözleşme süresinin beş yıl olarak belirlenmesi nedeniyle, sözleşme süresinin 2002/2 Sayılı Tebliğ'e uygun bulunduğunun anlaşılması, diğer yandan rekabet hukuku açısından sözleşme sürelerinin tespiti haricinde, işletme sözleşmesinin geçersizliği, edinilmiş hakların nasıl geri verileceği veya kira/intifa hakkı ya da ariyet sözleşmeleri gibi taraflar arasındaki diğer anlaşmaların ne ölçüde işletme sözleşmesinin esaslı bir parçası olduğu ve ne şekilde etkileneceğine dair hususların özel hukuk hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesinin gerekli bulunması karşısında, başvuru konusu ile ilgili olarak bir önaraştırma yapılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olmadığı yolunda alınan davaya konu Rekabet Kurulu kararında Kanun'a aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacılar Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beş yılı aşan kira sözleşmesinin bayilik sözleşmesine etkisi dikkate alınmadan ve bu iki sözleşmenin birbirleriyle ilgisi bulunmadığı, bağımsız oldukları kabul edilerek karar verildiğini ileri sürmekte ve kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedirler.

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesinde, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu kurala bağlanarak en çok rastlanılan rekabeti sınırlayıcı anlaşma örnekleri belirtilmiş; Kanun'un “Muafiyet” başlıklı 5. maddesinde de, maddede sayılan koşulların tamamının gerçekleşmesi durumunda, teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve birlik kararlarının 4 madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar verilebileceği, Kurul'un 1. fıkrada gösterilen şartların gerçekleşmesi halinde, belirli konulardaki anlaşma türlerine bir grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve bunların şartlarını gösteren tebliğler çıkarılabileceği hükmüne yer verilmiştir.

Kanun'un 4. maddesi hükümlerinin uygulanmasından grup olarak muaf tutulmanın koşullarını belirlemek amacıyla çıkarılan ve 2003/3 Sayılı Rekabet Kurulu Tebliği ile Değişik 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara dair Grup Muafiyeti Tebliğ ile Tebliğin Açıklanmasına Dair Kılavuz'da; alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün belli istisnalar dışında mümkün olmadığı belirtilerek, alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğü süresinin belirsiz olması halinde, ilgili sözleşmeye grup muafiyetinin uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

Belirtilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün öngörülen istisnalar dışında süresinin beş yıldan fazla olması halinde sözleşme belirsiz süreli sözleşme haline geleceğinden bu sözleşmenin grup muafiyetinden yararlanamayacağı, diğer bir anlatımla süresi beş yıldan fazla olan sözleşmelerin Kanunun 4. maddesine aykırı hale geleceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Uygulamada akaryakıt sektöründe sağlayıcı/dağıtıcı ile bayi arasında yapılan işletme/bayilik sözleşmeleri beş yıldan az süreli olduğundan muafiyet uygulaması bakımından bir sorun yaratmamakta ise de; akaryakıt sektöründe işletme sözleşmelerinin yanı sıra taraflar ( sağlayıcı/dağıtıcı ile bayi ) arasında süresi 15-20 yıl arasında değişen kira sözleşmeleri ya da intifa hakkı sözleşmeleri ile ekipman sözleşmeleri yapılmaktadır.

İşletme sözleşmesi beş yıldan az süreli yapılsa dahi, süresi beş yıldan fazla olan kira ya da intifa hakkı ile ekipman sözleşmelerinin işletme sözleşmesine olan etkisi sebebiyle işletme sözleşmesinin süresi de uzayacağından bu durumun mevcut sözleşmeler yönünden açıkça rekabet ihlali oluşturacağı tartışmasızdır.

Bu nedenle, Rekabet Kurulu'nun 2.10.2003 günlü, 03-64/770-356 Sayılı kararında da belirtildiği üzere, akaryakıt sektöründe yer alan dikey anlaşmaların rekabet hukuku çerçevesinde sorunlu hale gelmesindeki en önemli unsur, uzun süreli anlaşmalar ve bu sürelere dair mülk sahibi bayiden alınan kira/intifa hakları oluşturmaktadır. Özellikle rekabet etmeme yükümlülüğünün süresinin tespiti ve bu tespitin sözleşmenin süresine bağlı olması, işletme ve kira sözleşmesinin arasındaki bağlantının ortaya konulmasını gerektirmektedir.

Öte yandan, davalı idarenin iddiasının aksine kira sözleşmesinin işletme sözleşmesine etkisinin ortaya konularak muafiyetten yararlanma süresinin beş yılla sınırlandırılması, özel hukuk hükümleri uyarınca taraflarca imzalanmış olan bir sözleşmeye müdahale edilmesi ve sözleşme süresinin kısaltılması anlamına gelmemektedir. Burada kira sözleşmesinin süresinin azaltılması söz konusu olmayıp, işletme sözleşmesi ile bağlantısı sebebiyle belli bir süreyle rekabet etmeme şeklindeki muafiyetten yararlanma süresinin belirlenmesi söz konusudur.

İncelenen olayda; SHELL ile davacı şirket arasında 7.1.2003 tarihinde yeniden düzenlenen işletme sözleşmesinin süresinin her şart altında beş yılı aşamayacağı ve bu anlaşmanın 7.1.2008 tarihinde kendiliğinden sona ereceği belirtilmiş olduğundan, bu işletme sözleşmesinin 2002/2 Sayılı Tebliğ hükümlerine uygun olduğu hususu tartışmasızdır.

Bununla beraber, taraflar arasında 1992 yılında imzalanan 20 yıl süreli kira sözleşmesi bulunması ve bu kira sözleşmesine dayanılarak 1992 yılından bu yana sağlayıcı-bayi ilişkisinin devam ettirildiği dikkate alındığında, işletme sözleşmesinin süresi beş yıl olsa bile kira sözleşmesinin işletme sözleşmesine olan etkisi nedeniyle, işletme sözleşmesinin de kira sözleşmesi ile birlikte 2012 yılı itibarıyla ( 20 yıllık kira sözleşmesinin son erme tarihi ) sona ereceği bunun da taraflar arasında imzalanan işletme sözleşmesinin süresini belirsiz hale getirerek rekabetin ihlali sonucunu doğuracağı yolunda ciddi bulguya ulaşılmaktadır.

Öte yandan; söz konusu 20 yıl süreli kira sözleşmesinin 2002/2 Sayılı Tebliğ hükümlerine uyarlanması sonucu grup muafiyetinden yararlanma süresinin 18.9.2010 tarihinde 20 yıllık sözleşme süresinin ise 2.6.2012 tarihinde sona ermiş olması karşısında, söz konusu kira sözleşmesinin işletme sözleşmesine etkisinin ortaya konularak bu durumun rekabet ihlali doğurup doğurmadığına dair davalı idarece yapılacak bir soruşturmanın bu aşamada hukuki bir etkisi bulunmayacağından; konu ile ilgili olarak soruşturma açılmamasına dair davaya konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı yolundaki temyize konu Daire kararı yukarda belirtilen sebeple sonucu itibariyle yerinde bulunmuştur.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin reddine, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 15.1.2007 günlü, E:2006/1287, K:2007/145 sayıl; kararının yukarda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 ( onbeş ) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


                                                                                                                                                                                                                                                                                                                Simge SAY