TIBBİ ONAM VE RIZA NEDİR? ESTETİK OPERASYONLARDA HASTA VE DOKTOR İLİŞKİSİ

  • 2020-09-21

HEKİMİN TIBBİ MÜDAHALEDE BULUNURKEN HASTANIN RIZASINI ALMASI GEREKİR Mİ? 

 Bir hekimin yaptığı tıbbi müdahaleden hukuki olarak sorumlu tutulmaması için 3 koşul gerçekleşmelidir.

1)      Tıbbi Müdahalede bulunan taraf sağlık çalışanı olmalıdır.(Öğrenci olması halinde tıbbi müdahalede bulunurken gözetim altında olmalı)

2)      Tıbbi Müdahalede bulunulacak kişide bunu gerektirecek bir endikasyon olmalıdır.

3)      Tıbbi Müdahalede bulunulacak hastanın rıza göstermesi ve bu rızaya dayalı aydınlatılmış onamının alınması gerekmektedir.

 

Anayasanın 90.Maddesine göre bizi bağlayan Avrupa Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde "Rıza" konusu düzenlenmiş ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilecektir." hükmüyle rızanın ve hastanın aydınlatılmasının kapsamı belirlenmiştir. Hastanın salt işleme rıza göstermesi yeterli değildir. Ayrıca, risklerin de izah edilmesi yani bu rızanın da aydınlatılmış rıza olması gerekir.

Hastadan alınacak onamın aydınlatılmış onam sayılabilmesi;

Hastanın kendisine uygulanacak herhangi bir tıbbi işleme onay verebilmesi ya da reddedebilmesi ve kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri özgür seçimine dayalı kararını verebilmesi; uygulanacak tanı ve tedavi yöntemlerinin niteliği, beklenen yararları, olası yan etkileri, diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bunların özelliklerinin hastaya anlatılmasıyla ve hastanın tüm bu bilgilendirmeler sonucunda yeterince bilgilenmesiyle mümkündür. Ayrıca hekimin aydınlatma yükümlülüğü ve hastanın aydınlatılıp onam vermesi gerektiği Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları madde 26/1 ‘de belirtilmiştir ve ;

‘’Madde 26 - Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.’’ denilmiştir.

Nitekim Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM ‘nin kararları da bu doğrultudadır.

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ’ NİN 25.11.2013 T. 2013/1737 E. 2013/29148 K. sayılı Davacının, davalı doktor  tarafından 10.05.2007 tarihinde lazer yöntemi ile ameliyat edildiği ve sonrasında oluşan görme kusuru nedeni ile maddi ve manevi zarara uğradığından bahisle açtığı davasında ;

Davalının ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi BK. md. 357. maddesine göre bir zorunluluktur. Öyle olunca dosyaya ibraz edilen onam formu matbu olup, davalı tarafın, davacıyı bu konuda bilgilendirdiği ve gerekçeli açıklamaları yaparak uyardığı hususu ve davacının yeterli derecede aydınlatılıp aydınlatılmadığı, operasyonun komplikasyonlarının bilinmesi halinde dahi bu operasyona davacının rıza gösterip göstermeyeceği konuları dosya içeriği ile anlaşılamamaktadır.’’ Şeklinde hüküm kurmuş ve onam formunun matbuluğu sebebiyle hastanın rızasının alınmadığını kabul etmiştir.

Hastanın tıbbı müdahale sonucunda oluşacak komplikasyonlara karşı hekimin sorumlu olmadığının kabulü için hastanın oluşacak komplikasyonlara karşı aydınlatılmış onamının alınması ve hastanın bilgilendirilmesi gerekmekte olup aşağıda da bir kısmını sunmuş olduğumuz ilgili Yargıtay Hukuk Dairelerinin verdikleri kararlara baktığımızda Yargıtay’ın kararlarının bu doğrultuda olduğu açıktır.

HEKİM HASTAYA TIBBİ MÜDAHALEDE BULUNMADAN NE KADAR SÜRE ÖNCE HASTANIN AYDINLATILMIŞ ONAMINI ALMALIDIR?

Tıbbı Müdahale ve bilgilendirme arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak uygun zaman aralığının mahkemeler tarafından en az 24 saat olarak kabul ettiği görülmektedir.

 

HEKİM ACİL DURUMLARDA HASTA YAKINLARININ DA RIZASINI ALABİLİR Mİ?

Rıza, aydınlatılmış olmak koşuluyla geçerli olup tıbbi müdahaleye maruz kalacak kişinin rızasının alınamadığı acil durumlarda yakınlarının rızalarının alınması hukuken mümkündür .

Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları madde 26/2 ‘de hastaya acil müdahale durumunda veya rıza gösteremeyeceği durumlarda yakınlarının izninin alınabileceğini belirtilmiştir ve; ‘’Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi yapılır.’’ ibaresi yer almıştır. Yani hekime yasal temsilcinin rıza gösterebilmesi için bazı istisnai durumlar oluşmuştur. Bunlar;

1-Müdahale yapılacak durumun acil bir durum olması

2-Hastanın reşit olmaması, bilincinin kapalı olması veya karar veremeyeceği durumlar mevcut olmalı.

Bu hususta aşağıda sunulan örnek kararlarda da Yargıtay’ın ilgili Hukuk Dairelerinin bu doğrultuda karar verdiğini desteklemektedir.

HASTANIN AYDINLATILMIŞ ONAMININ ALINMAMASI DURUMUNDA HEKİME KARŞI MANEVİ TAZMİNAT DAVASI AÇILABİLİR Mİ?

Eski kararlarda sadece maddi tazminata hükmedilirken artık yeni kararlarda aydınlatılmış onam alınmaması durumunda rızanın da olmadığı kabul edildiği için hem maddi hemde manevi tazminata hükmedildiği görülmektedir.

TIBBİ MÜDAHALE İLE İLGİLİ DOSYALARI VE İŞLEMLERİ TUTMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ KİME AİTTİR?

Verilen kararlarda hastanın kendisine ait tıbbi müdahale ve işlemleri tutma yükümlülüğü olduğuna ilişkin düşüncelerden vazgeçildiği ve artık idareye karşı dezavantajlı bir konumda bulunan hastadan 10 yıl boyunca söz konusu olan evrakları saklamasının mümkün olmayacağı gözetilmiş ve Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarda dahil olmak üzere hasta dosyasının tutulması yükümlülüğünün sağlık kuruluşuna ait olduğu kabul edilmiştir.

HEKİM İLE HASTA ARASINDAKİ İLİŞKİNİN HUKUKEN NİTELİĞİ?

Doktorun meslek ilişkisi ile hasta arasındaki ilişki Türk Borçlar Kanununun vekalet hükümlerine dayanır. Doktorun serbest çalışıyor olması veya bir kuruma bağlı olarak çalışması bu durumu değiştirmez. İlgili Hukuk Daireleri doktorun sorumluluğunu vekilin sorumluluğu olarak kabul ettiklerinden ötürü doktorun meslek alanı içerisinde özenle davranmak zorunda olduğunu ve bütün kusurlarından (hafif de olsa) sorumlu olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtip bu doğrultuda kararlar vermektedirler.

ESTETİK İŞLEMLERİNDE HEKİM VE HASTA ARASINDAKİ SÖZLEŞMENİN HUKUKEN NİTELİĞİ NEDİR?

Asıl olan hekim ile hasta arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olması olsa da istisnai olarak estetik işlemlerde sadece bir hizmette bulunmak değil aynı zamanda eser denilen olumlu-olumsuz bir taahhüt söz konusu olduğundan ilgili hukuk daireleri hekim ile hasta arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi sayılması gerektiğini kabul etmiş ve hekimin sorumluluğunu eser sözleşmesindeki sorumluluk olarak kabul etmişlerdir.

Hastaya tıbbi müdahalede bulunan hekimin hukuki olarak sorumlu olmaması için zorunlu olan endikasyon koşulu estetik müdahalelerde psikolojik endikasyon olarak kabul edilmektedir. Sonuç taahhüdü yapılmış olduğu için eser sözleşmesi uyarınca doktor hangi yöntemi kullanırsa kullansın yaptığı işlemin kusursuz(ayıpsız) olarak ifa edilmesi gerekir. Hekim mesleki bilgisinin tüm imkanlarını ispat etmekle sorumludur. Hekimin işini sadakat ve özenle yapma borcu bulunmaktadır.

Hekimin hastaya tedavi amaçla uyguladığı tıbbi müdahalenin en güncel ve çağın gereklerine göre bilimdeki yöntemlerden olması gerekmektedir. Uygulanan yöntem ve verilen kararlar çağdaş tıp literatürüne uygun olmayan hekimde kusurlu ve özensiz kabul edilir.