TIBBİ ONAM VE RIZA NEDİR? ESTETİK OPERASYONLARDA HASTA VE DOKTOR İLİŞKİSİ
HEKİMİN TIBBİ
MÜDAHALEDE BULUNURKEN HASTANIN RIZASINI ALMASI GEREKİR Mİ?
Bir hekimin yaptığı tıbbi
müdahaleden hukuki olarak sorumlu tutulmaması için 3 koşul gerçekleşmelidir.
1) Tıbbi Müdahalede
bulunan taraf sağlık çalışanı olmalıdır.(Öğrenci olması halinde tıbbi
müdahalede bulunurken gözetim altında olmalı)
2) Tıbbi Müdahalede
bulunulacak kişide bunu gerektirecek bir endikasyon olmalıdır.
3) Tıbbi Müdahalede
bulunulacak hastanın rıza göstermesi ve bu rızaya dayalı aydınlatılmış onamının
alınması gerekmektedir.
Anayasanın 90.Maddesine göre bizi bağlayan
Avrupa Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde "Rıza" konusu düzenlenmiş
ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye
özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir.
Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri
hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman
serbestçe geri alabilecektir." hükmüyle rızanın ve hastanın
aydınlatılmasının kapsamı belirlenmiştir. Hastanın salt işleme rıza
göstermesi yeterli değildir. Ayrıca, risklerin de izah edilmesi yani bu rızanın
da aydınlatılmış rıza olması gerekir.
Hastadan alınacak onamın aydınlatılmış
onam sayılabilmesi;
Hastanın kendisine uygulanacak herhangi
bir tıbbi işleme onay verebilmesi ya da reddedebilmesi ve kendisine uygulanacak
tıbbi işlemleri özgür seçimine dayalı kararını verebilmesi; uygulanacak tanı ve
tedavi yöntemlerinin niteliği, beklenen yararları, olası yan etkileri, diğer
tanı ve tedavi seçenekleri ve bunların özelliklerinin hastaya anlatılmasıyla ve
hastanın tüm bu bilgilendirmeler sonucunda yeterince bilgilenmesiyle
mümkündür. Ayrıca hekimin aydınlatma yükümlülüğü ve hastanın
aydınlatılıp onam vermesi gerektiği Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek
Etiği Kuralları madde 26/1 ‘de belirtilmiştir ve ;
‘’Madde 26 - Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan
tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi
yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların
kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi
durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri
konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve
ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta
tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında
bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü
girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam,
baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.’’ denilmiştir.
Nitekim Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin
ve AİHM ‘nin kararları da bu doğrultudadır.
YARGITAY 13.
HUKUK DAİRESİ’ NİN 25.11.2013 T. 2013/1737 E. 2013/29148 K. sayılı Davacının, davalı
doktor tarafından 10.05.2007 tarihinde lazer yöntemi ile ameliyat
edildiği ve sonrasında oluşan görme kusuru nedeni ile maddi ve manevi zarara
uğradığından bahisle açtığı davasında ;
Davalının ameliyat öncesi muhtemelen hasıl
olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi BK. md.
357. maddesine göre bir zorunluluktur. Öyle olunca dosyaya ibraz edilen
onam formu matbu olup, davalı tarafın, davacıyı bu konuda bilgilendirdiği
ve gerekçeli açıklamaları yaparak uyardığı hususu ve davacının yeterli derecede
aydınlatılıp aydınlatılmadığı, operasyonun komplikasyonlarının
bilinmesi halinde dahi bu operasyona davacının rıza gösterip göstermeyeceği
konuları dosya içeriği ile anlaşılamamaktadır.’’ Şeklinde hüküm kurmuş ve
onam formunun matbuluğu sebebiyle hastanın rızasının alınmadığını kabul
etmiştir.
Hastanın tıbbı müdahale sonucunda oluşacak
komplikasyonlara karşı hekimin sorumlu olmadığının kabulü için hastanın
oluşacak komplikasyonlara karşı aydınlatılmış onamının alınması ve hastanın
bilgilendirilmesi gerekmekte olup aşağıda da bir kısmını sunmuş olduğumuz
ilgili Yargıtay Hukuk Dairelerinin verdikleri kararlara baktığımızda
Yargıtay’ın kararlarının bu doğrultuda olduğu açıktır.
HEKİM HASTAYA TIBBİ MÜDAHALEDE BULUNMADAN NE KADAR
SÜRE ÖNCE HASTANIN AYDINLATILMIŞ ONAMINI ALMALIDIR?
Tıbbı Müdahale ve bilgilendirme arasında hastanın
sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak uygun zaman aralığının mahkemeler
tarafından en az 24 saat olarak kabul ettiği görülmektedir.
HEKİM ACİL DURUMLARDA HASTA YAKINLARININ DA RIZASINI
ALABİLİR Mİ?
Rıza, aydınlatılmış olmak koşuluyla
geçerli olup tıbbi müdahaleye maruz kalacak kişinin rızasının alınamadığı acil
durumlarda yakınlarının rızalarının alınması hukuken mümkündür .
Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek
Etiği Kuralları madde 26/2 ‘de hastaya acil müdahale durumunda veya rıza
gösteremeyeceği durumlarda yakınlarının izninin alınabileceğini belirtilmiştir
ve; ‘’Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin
kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni
alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor
ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere
bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir
meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik
girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi
yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta
veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi
yapılır.’’ ibaresi yer almıştır. Yani hekime yasal temsilcinin rıza
gösterebilmesi için bazı istisnai durumlar oluşmuştur. Bunlar;
1-Müdahale yapılacak durumun acil bir
durum olması
2-Hastanın reşit olmaması, bilincinin
kapalı olması veya karar veremeyeceği durumlar mevcut olmalı.
Bu hususta aşağıda sunulan örnek
kararlarda da Yargıtay’ın ilgili Hukuk Dairelerinin bu doğrultuda karar
verdiğini desteklemektedir.
HASTANIN AYDINLATILMIŞ ONAMININ ALINMAMASI
DURUMUNDA HEKİME KARŞI MANEVİ TAZMİNAT DAVASI AÇILABİLİR Mİ?
Eski kararlarda sadece maddi tazminata
hükmedilirken artık yeni kararlarda aydınlatılmış onam alınmaması durumunda
rızanın da olmadığı kabul edildiği için hem maddi hemde manevi
tazminata hükmedildiği görülmektedir.
TIBBİ MÜDAHALE İLE İLGİLİ DOSYALARI VE İŞLEMLERİ TUTMA
YÜKÜMLÜLÜĞÜ KİME AİTTİR?
Verilen kararlarda hastanın kendisine ait tıbbi müdahale
ve işlemleri tutma yükümlülüğü olduğuna ilişkin düşüncelerden vazgeçildiği ve
artık idareye karşı dezavantajlı bir konumda bulunan hastadan 10 yıl boyunca
söz konusu olan evrakları saklamasının mümkün olmayacağı gözetilmiş ve Anayasa
Mahkemesinin verdiği kararlarda dahil olmak üzere hasta dosyasının tutulması
yükümlülüğünün sağlık kuruluşuna ait olduğu kabul edilmiştir.
HEKİM İLE HASTA ARASINDAKİ İLİŞKİNİN HUKUKEN NİTELİĞİ?
Doktorun meslek ilişkisi ile hasta
arasındaki ilişki Türk Borçlar Kanununun vekalet hükümlerine dayanır. Doktorun
serbest çalışıyor olması veya bir kuruma bağlı olarak çalışması bu durumu
değiştirmez. İlgili Hukuk Daireleri doktorun sorumluluğunu vekilin sorumluluğu
olarak kabul ettiklerinden ötürü doktorun meslek alanı içerisinde özenle
davranmak zorunda olduğunu ve bütün kusurlarından (hafif de olsa) sorumlu
olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtip bu doğrultuda kararlar
vermektedirler.
ESTETİK İŞLEMLERİNDE HEKİM VE
HASTA ARASINDAKİ SÖZLEŞMENİN HUKUKEN NİTELİĞİ NEDİR?
Asıl olan hekim ile hasta arasındaki
ilişkinin vekalet ilişkisi olması olsa da istisnai olarak estetik işlemlerde
sadece bir hizmette bulunmak değil aynı zamanda eser denilen olumlu-olumsuz bir
taahhüt söz konusu olduğundan ilgili hukuk daireleri hekim ile hasta arasındaki
ilişkinin eser sözleşmesi sayılması gerektiğini kabul etmiş ve hekimin
sorumluluğunu eser sözleşmesindeki sorumluluk olarak kabul etmişlerdir.
Hastaya tıbbi müdahalede bulunan hekimin
hukuki olarak sorumlu olmaması için zorunlu olan endikasyon koşulu estetik
müdahalelerde psikolojik endikasyon olarak kabul edilmektedir. Sonuç taahhüdü
yapılmış olduğu için eser sözleşmesi uyarınca doktor hangi yöntemi kullanırsa
kullansın yaptığı işlemin kusursuz(ayıpsız) olarak ifa edilmesi gerekir. Hekim
mesleki bilgisinin tüm imkanlarını ispat etmekle sorumludur. Hekimin işini
sadakat ve özenle yapma borcu bulunmaktadır.
Hekimin hastaya tedavi amaçla uyguladığı tıbbi
müdahalenin en güncel ve çağın gereklerine göre bilimdeki yöntemlerden olması
gerekmektedir. Uygulanan yöntem ve verilen kararlar çağdaş tıp literatürüne
uygun olmayan hekimde kusurlu ve özensiz kabul edilir.


