AKARYAKIT SEKTÖRÜNDE SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME
2008 tarihli Danıştay
kararı ve 2009 tarihli Rekabet Kurulu kararının ardından akaryakıt sektöründe
önemli değişiklikler yaşandı. Bu değişiklikleri size aktarmadan önce akaryakıt
sektöründe taraflar ve tarafların rollerinden biraz bahsetmek istiyoruz.
Akaryakıt sektöründe
taşınmaz sahibi malik, dağıtıcı ve bayi adayı olmak üzere 3 taraf
bulunmaktadır. Bu konuyu biraz daha açacak olursak taraflar arasında akdedilen
ilişkilerin en yaygın olanları şunlardır:
· Bir yandan malik ile bayi arasında kira veya intifa hakkı sözleşmesi kurulurken, diğer yandan kira hakkını elinde bulunduran bayi adayı ile dağıtıcı firma arasında bayilik veya işletmecilik ilişkisi kurulur. Eğer dağıtıcı ile bayi aynı kişiyse yani bayilik faaliyetini yürüten kimse aynı zamanda akaryakıt istasyonuna sahipse, arsa sahibi malik ile dağıtıcı arasında intifa hakkına ilişkin sözleşme akdedilirse, dağıtıcı ile arsa sahibi malik arasında uzun süreli intifa hakkı ilişkisi kurulduktan sonra taraflar aralarında bayilik sözleşmesini de akdedebilir.
Bir de yaygın kullanılan bir başka
anlaşmaya göre; bayilik faaliyetini yürütmek isteyen ancak akaryakıt istasyon
sahibi olmayan kimseler arsa sahibi malik ile anlaşarak taşınmazı
kiralarlar. Sonra bu kira sözleşmesini tapuya şerh ettirler. Böylece kira
hakkını elde eden bayi adayları herhangi bir dağıtıcı firma ile anlaşarak
bayilik ilişkisi kurarlar. Daha sonra dağıtıcı, bayi ve malik arasında malikin
sahip olduğu taşınmaz üzerinde dağıtıcıya intifa hakkı tanıdığını belirten bir
protokol imzalanır.
Son olarak yine kullanımı yaygın olan bir
diğer anlaşma ise şöyle; arsa sahibi malik dağıtıcı lehine intifa hakkı ve
bayilik ilişkisi tesis ediyor. Ancak akaryakıt istasyonu malik tarafından bayi
sıfatıyla işletiliyor. Malik ile dağıtıcı arasındaki sözleşme herhangi bir
sebeple sona ererse, malik tarafından belirlenen ve dağıtıcı tarafından da
onaylanan 3. bir kişi bayilik faaliyetini devralıyor. Böylece işletme/bayilik
hakkı doğrudan 3. bir kişiye kullandırılıyor.
Dolayısıyla dağıtıcılar doğrudan bayilik oluşturmak veya mevcut bayileri devralmak yerine intifa hakkı, kira hakkı gibi ayni haklar tesis etme yoluna gidiyorlar ve bu oran Rekabet Kurulu raporlarına bakıldığında %100’ü buluyor.
15-20 yıl gibi uzun
süreler için tesis edilen bu dikey sözleşmeler rekabeti engellediği için
ticarette sıkça kullanılan tabiriyle piyasa kapatma etkisi yaratmıştır.
13.05.2008 tarihi
itibariyle Danıştay 13. Dairesi de bu hususta içtihat değişikliği yoluna
giderek bayilik sözleşmelerini özel hukuk sorunu olarak görmeyi bırakmış ve ‘’…dağıtıcı ile bayi arasında imzalanan
intifa sözleşmesi ile bayilik sözleşmesinin birlikte değerlendirilmesi
gerekir.’’ görüşünü savunmaya başlamıştır.
Hemen akabinde Rekabet
Kurulu’nun 2002/2 Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğ’ine ilişkin
yürürlükten kaldırılan eski hükme göre ‘Alıcının anlaşmaya dayalı faaliyetini
gerçekleştirebilmesi için gerekli yatırım tutarının %35’den az olmamak kaydıyla
bir kısmının sağlayıcı tarafından karşılanması halinde, alıcıya getirilecek
rekabet etmeme yükümlülüğünün süresi, beş yılı aşan kısmı sadece bu yatırımın
yapıldığı tesiste yürütülecek faaliyetle sınırlı kalmak kaydıyla, 10 yıla kadar
olabilir. Rekabet
etmeme yükümlülüğünün bu fıkrada belirtilen süreleri aşacak şekilde zımnen
yenilenebileceğinin kararlaştırılması halinde, rekabet etmeme yükümlülüğü
belirsiz süreli sayılır. ‘’ denmekteydi ve dağıtıcı ile bayi arasında
imzalanan bayilik sözleşmeleri 15-20 yıllık yapıldığı için bu kanun hükmünden
muaftı.
Ancak Danıştay’ ın bu
hususta 2008 yılında değiştirmiş olduğu içtihatları doğrultusunda Rekabet
Kurulu da görüş değiştirerek 12.03.2009 tarihinde yayımladığı bildiri ile bu
muafiyet koşullarının kaldırılarak 18.09.2005 öncesi yapılan sözleşmelerin 5
yıllık süresi 18.09.2010 tarihinde son bulmuş, sonraki sözleşmeler ise imza
tarihinden itibaren 5 yılın eklenmesiyle bulunacak tarihte sona ereceğini
duyurmuştur.
Takdir edersiniz ki, 5
yıl gibi kısa bir dönemde ticari beklentilerin tahmin edilmesi zordur. Bu
nedenle 5 yılı aşan döneme tekabül eden kısmın dava yoluyla istenebilmesi
mümkün kılındı.
5 yılı aşan sürenin
muafiyetten yararlanamaması durumu ise, 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkındaki Kanunu’nun “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar”
başlığını taşıyan 4. maddesine aykırılık teşkil edeceğinden söz konusu işbu
maddeye aykırı olan her türlü anlaşma da geçersiz olacaktır. Dolayısıyla
geçersiz hale gelen kısım beraberinde sebepsiz zenginleşme konusunu gündeme
getirdi.
O halde toparlayacak
olursak,18.09.2010 tarihinden önce 15-20 yıl için kurulan sözleşmeler Rekabet
Kurulu kararıyla 5 yıla indirilince dağıtıcı tarafından bayiye uzun süreli
ilişki için intifa bedeli veya başka adlarla verilen paraların iadesi konusu
gündeme geldi. Bu da hukukta sebepsiz zenginleşme davası ile mümkün.
Peki
sebepsiz zenginleşme davalarında iadenin kapsamı nedir?
İade kapsamına
baktığımızda davalının iyi niyet – kötü niyet durumunun araştırılması gerekir.
Davalı zenginleşen iyi niyetliyse, geri isteme anında zenginleştiği kadarını
iade ile yükümlüdür ve iyi niyetli olan davalı yaptığı zorunlu ve yararlı
giderlerin geri verilmesini de ayrıca talep edebilme hakkını haizdir.
Eğer davalı zenginleşen
kötü niyetliyse, tüm kazandırmalardan sorumlu olacaktır.
Ancak zenginleşen kişinin
bu zenginleşmesi haklı bir nedene dayanmıyorsa veya gerekli özeni gösterseydi
bunu bilecek durumda olsaydı, o zaman hukuk onu kötü niyetli olarak kabul
edecekti ve kötü niyet kuralları uygulanacaktı.
Burada bir önemli nokta
da şu ki; davacının yani dağıtıcıların dava açma hakkını kesin olarak bilmesi
gerektiği gibi, zenginleşen kişinin kimliğini, zenginleşmenin kendisine ait
olduğunu ve haksız zenginleşme miktarını bilmesi de şarttır.
Bayiinin iade edeceği
miktar ise kıstelyevm usulüne göre geçersiz olduğu kabul edilen sözleşme
süresinin toplam sözleşme süresine oranı ile bulunan katsayıya göre belirlenir.
Marka ve logoları içeren donanımların bir kısmı da iade kapsamından çıkarılabilir.
Sebepsiz zenginleşme
davasında zamanaşımı Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup bu kanunun 82.maddesi
gereğince hak sahibinin geri isteme hakkını öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl
ve her halükarda sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl
içinde bu dava açılmalıdır.
Örnek Danıştay Kararları
:
T.C.
DANIŞTAY
İDARİ
DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU
E.
2007/2507
K.
2012/1190
T.
19.9.2012
•
BAYİLİK SÖZLEŞMESİNİN REKABET HUKUKUNA UYGUNLAŞTIRILMASI ( Rekabet Etmeme
Yükümlülüğü Süresinin Belirsiz Olması Halinde İlgili Sözleşmeye Gurup
Muafiyetinin Uygulanmayacağı - Grup Muafiyeti Sağlayan Sözleşmeler )
•
AKARYAKIT BAYİLİK SÖZLEŞMESİ ( Alıcıya Rekabet Etmeme Yükümlülüğü Öngören
İstisnalar Dışında Süresinin Beş Yıldan Fazla Olması Halinde Belirsiz Süreli
Sözleşme Haline Geleceğinden Grup Muafiyetinden Yararlanamayacağı - Rekabeti
Bozma Engelleme-4054/m. 4
ÖZET
: Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak
rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi
doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar uyumlu
eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve
yasaktır.
İstemin
Özeti : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 15.1.2007 günlü, E:2006/1287,
K:2007/145 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacılar tarafından
istenilmektedir.
Savunmanın
Özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun
bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını
gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği
savunulmaktadır.
Danıştay
Tetkik Hakimi: Bülent Küfüdür
Düşüncesi:
Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosyanın tekemmül ettiği
anlaşıldığından yürütmenin durdurulması istemi görüşülmeyerek dosya incelendi,
gereği görüşüldü:
KARAR
: Dava; davacı şirket ile Shell arasında imzalanmış olan bayilik
sözleşmesinin, rekabet hukukuna uygunlaştırmasında ortaya çıkan anlaşmazlığa
dair olarak yapılan şikayetin reddine dair 26.1.2006 günlü, 06-04/56-14 Sayılı
Rekabet Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Danıştay
Onüçüncü Dairesinin 15.1.2007 günlü, E:2006/1287, K:2007/145 Sayılı kararıyla;
SHELL ve davacı şirketin esas itibarıyla 1992 yılında sağlayıcı-bayi ilişkisine
girdikleri bu ilişki içinde davacının, bayiliğin söz konusu olduğu ve mülkiyet
sahibi oldukları istasyona dair SHELL ile 20 yıl süreli kira sözleşmesi
yaptığı, bunun karşılığında istasyonun işletilmesine dair de 1 yıl süreli olan
ancak tarafların feshi ihbarda bulunmaması halinde otomatik olarak uzayan
sözleşme yaptıkları, esas itibarıyla davacıların iddialarının, sağlayıcı ve
bayisi arasındaki ilişkiyi 2002/2 Sayılı Tebliğin dışına çıkaran, başka bir
ifadeyle Kanun'un 4. maddesi kapsamında ihlal oluşturan bir durum teşkil
etmediği, nitekim şikayet dilekçesinde yoğunlaşılan noktanın da süreye dair
olduğunun görüldüğü, 7.1.2003 tarihinde yenilenmiş olan sözleşmenin süreye dair
30. maddesinin “İşbu İşletme Sözleşmesi 7.1.2003 tarihinde 1 ( bir ) nüsha
olarak tanzim edilmiş olup, süresi 5 ( beş ) yıldır. Ancak taraflardan herhangi
biri sözleşmenin sona ermesinden bir ay evvel feshi ihbarda bulunmadığı
takdirde, işbu sözleşme her seferinde aynı kayıt ve şartlar ile birer sene için
uzatılmış olur. Hitamından bir ay evvel fesih edilmeme suretiyle uzatılan
anlaşma süresi her şart altında beş yılı aşamaz. İşbu anlaşma 7.1.2008
tarihinde kendiliğinden münfesih olur.” şeklinde düzenlendiği, sözü edilen
maddeye bakıldığında otomatik uzamaya dair ibarenin ardından sözleşmenin
7.1.2008'de kendiliğinden münfesih olacağının belirtildiği, başka bir ifadeyle,
sözleşmenin yeni halinde sürenin 2002/2 Sayılı Tebliğ'e uygun olarak
oluşturulduğunun görüldüğü, davacı tarafından yapılan bir diğer itirazın ise,
bu değişikliğin sadece işletme sözleşmesini kapsadığı, uygunluğun sağlanması
için kira sözleşmesinin de aynı şekilde değişikliğe uğramasının gerektiği
yönünde olduğu, ancak sözleşmenin yenilendikten sonraki halinde, sözleşmeyi
2002/2 Sayılı Tebliğ kapsamı dışına çıkaracak bir hükmün bulunmaması da dikkate
alındığında, ortada önaraştırma yapılmasını yada soruşturma açılmasını
gerektirecek bir hususun bulunmadığı, bu durumda SHELL ve davacı şirket
arasında akdedilmiş olan bayilik sözleşmesinin rekabet hukukuna
uygunlaştırmasında ortaya çıkan anlaşmazlığa dair olarak davacı şirketin
şikayeti üzerine, şikayete konu işletme sözleşmesinde sözleşme süresinin beş
yıl olarak belirlenmesi nedeniyle, sözleşme süresinin 2002/2 Sayılı Tebliğ'e
uygun bulunduğunun anlaşılması, diğer yandan rekabet hukuku açısından sözleşme
sürelerinin tespiti haricinde, işletme sözleşmesinin geçersizliği, edinilmiş
hakların nasıl geri verileceği veya kira/intifa hakkı ya da ariyet sözleşmeleri
gibi taraflar arasındaki diğer anlaşmaların ne ölçüde işletme sözleşmesinin
esaslı bir parçası olduğu ve ne şekilde etkileneceğine dair hususların özel
hukuk hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesinin gerekli bulunması karşısında,
başvuru konusu ile ilgili olarak bir önaraştırma yapılmasına ya da soruşturma
açılmasına gerek olmadığı yolunda alınan davaya konu Rekabet Kurulu kararında
Kanun'a aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar
Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beş yılı
aşan kira sözleşmesinin bayilik sözleşmesine etkisi dikkate alınmadan ve bu iki
sözleşmenin birbirleriyle ilgisi bulunmadığı, bağımsız oldukları kabul edilerek
karar verildiğini ileri sürmekte ve kararın temyizen incelenerek bozulmasını
istemektedirler.
4054
Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesinde, belirli bir mal
veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma
ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek
nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar uyumlu eylemler ve teşebbüs
birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu kurala
bağlanarak en çok rastlanılan rekabeti sınırlayıcı anlaşma örnekleri
belirtilmiş; Kanun'un “Muafiyet” başlıklı 5. maddesinde de, maddede sayılan
koşulların tamamının gerçekleşmesi durumunda, teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu
eylem ve birlik kararlarının 4 madde hükümlerinin uygulanmasından muaf
tutulmasına karar verilebileceği, Kurul'un 1. fıkrada gösterilen şartların
gerçekleşmesi halinde, belirli konulardaki anlaşma türlerine bir grup olarak
muafiyet tanınmasını sağlayan ve bunların şartlarını gösteren tebliğler
çıkarılabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Kanun'un
4. maddesi hükümlerinin uygulanmasından grup olarak muaf tutulmanın koşullarını
belirlemek amacıyla çıkarılan ve 2003/3 Sayılı Rekabet Kurulu Tebliği ile
Değişik 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara dair Grup Muafiyeti Tebliğ ile Tebliğin
Açıklanmasına Dair Kılavuz'da; alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün
belli istisnalar dışında mümkün olmadığı belirtilerek, alıcıya getirilen
rekabet etmeme yükümlülüğü süresinin belirsiz olması halinde, ilgili sözleşmeye
grup muafiyetinin uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.
Belirtilen
mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; alıcıya getirilen rekabet etmeme
yükümlülüğünün öngörülen istisnalar dışında süresinin beş yıldan fazla olması
halinde sözleşme belirsiz süreli sözleşme haline geleceğinden bu sözleşmenin
grup muafiyetinden yararlanamayacağı, diğer bir anlatımla süresi beş yıldan
fazla olan sözleşmelerin Kanunun 4. maddesine aykırı hale geleceği sonucuna
ulaşılmaktadır.
Uygulamada
akaryakıt sektöründe sağlayıcı/dağıtıcı ile bayi arasında yapılan
işletme/bayilik sözleşmeleri beş yıldan az süreli olduğundan muafiyet
uygulaması bakımından bir sorun yaratmamakta ise de; akaryakıt sektöründe
işletme sözleşmelerinin yanı sıra taraflar ( sağlayıcı/dağıtıcı ile bayi )
arasında süresi 15-20 yıl arasında değişen kira sözleşmeleri ya da intifa hakkı
sözleşmeleri ile ekipman sözleşmeleri yapılmaktadır.
İşletme
sözleşmesi beş yıldan az süreli yapılsa dahi, süresi beş yıldan fazla olan kira
ya da intifa hakkı ile ekipman sözleşmelerinin işletme sözleşmesine olan etkisi
sebebiyle işletme sözleşmesinin süresi de uzayacağından bu durumun mevcut sözleşmeler
yönünden açıkça rekabet ihlali oluşturacağı tartışmasızdır.
Bu
nedenle, Rekabet Kurulu'nun 2.10.2003 günlü, 03-64/770-356 Sayılı kararında da
belirtildiği üzere, akaryakıt sektöründe yer alan dikey anlaşmaların rekabet
hukuku çerçevesinde sorunlu hale gelmesindeki en önemli unsur, uzun süreli
anlaşmalar ve bu sürelere dair mülk sahibi bayiden alınan kira/intifa hakları
oluşturmaktadır. Özellikle rekabet etmeme yükümlülüğünün süresinin tespiti ve
bu tespitin sözleşmenin süresine bağlı olması, işletme ve kira sözleşmesinin
arasındaki bağlantının ortaya konulmasını gerektirmektedir.
Öte
yandan, davalı idarenin iddiasının aksine kira sözleşmesinin işletme
sözleşmesine etkisinin ortaya konularak muafiyetten yararlanma süresinin beş
yılla sınırlandırılması, özel hukuk hükümleri uyarınca taraflarca imzalanmış
olan bir sözleşmeye müdahale edilmesi ve sözleşme süresinin kısaltılması
anlamına gelmemektedir. Burada kira sözleşmesinin süresinin azaltılması söz
konusu olmayıp, işletme sözleşmesi ile bağlantısı sebebiyle belli bir süreyle
rekabet etmeme şeklindeki muafiyetten yararlanma süresinin belirlenmesi söz
konusudur.
İncelenen
olayda; SHELL ile davacı şirket arasında 7.1.2003 tarihinde yeniden düzenlenen
işletme sözleşmesinin süresinin her şart altında beş yılı aşamayacağı ve bu
anlaşmanın 7.1.2008 tarihinde kendiliğinden sona ereceği belirtilmiş
olduğundan, bu işletme sözleşmesinin 2002/2 Sayılı Tebliğ hükümlerine uygun
olduğu hususu tartışmasızdır.
Bununla
beraber, taraflar arasında 1992 yılında imzalanan 20 yıl süreli kira sözleşmesi
bulunması ve bu kira sözleşmesine dayanılarak 1992 yılından bu yana
sağlayıcı-bayi ilişkisinin devam ettirildiği dikkate alındığında, işletme
sözleşmesinin süresi beş yıl olsa bile kira sözleşmesinin işletme sözleşmesine
olan etkisi nedeniyle, işletme sözleşmesinin de kira sözleşmesi ile birlikte
2012 yılı itibarıyla ( 20 yıllık kira sözleşmesinin son erme tarihi ) sona
ereceği bunun da taraflar arasında imzalanan işletme sözleşmesinin süresini
belirsiz hale getirerek rekabetin ihlali sonucunu doğuracağı yolunda ciddi
bulguya ulaşılmaktadır.
Öte
yandan; söz konusu 20 yıl süreli kira sözleşmesinin 2002/2 Sayılı Tebliğ
hükümlerine uyarlanması sonucu grup muafiyetinden yararlanma süresinin
18.9.2010 tarihinde 20 yıllık sözleşme süresinin ise 2.6.2012 tarihinde sona
ermiş olması karşısında, söz konusu kira sözleşmesinin işletme sözleşmesine
etkisinin ortaya konularak bu durumun rekabet ihlali doğurup doğurmadığına dair
davalı idarece yapılacak bir soruşturmanın bu aşamada hukuki bir etkisi
bulunmayacağından; konu ile ilgili olarak soruşturma açılmamasına dair davaya
konu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı yolundaki temyize konu Daire kararı
yukarda belirtilen sebeple sonucu itibariyle yerinde bulunmuştur.
Simge SAY


